Şöhret denen kişi, hayatı boyunca bilinmek için bir sürü çaba sarf eden, sonra da tanınmamak için kara gözlükler takan kişidir.
- Henüz kategori yok.
-
Arka Sokaklar 744. Bölüm: Ali Cinayetten Gözaltına Alı…04.04.2026
-
Barzani Ailesi'ne Yakın Ava TV'den Abdullah Öcalan San…04.04.2026
-
İran Üzerinde Düşen ABD F-15 Savaş Uçağı: Mürettebat A…03.04.2026
-
3 Nisan 2026 Cuma Namazı Vakitleri ve Kılınışı: Diyane…03.04.2026
-
Diyanet 3 Nisan Cuma Hutbesi: Ümmet Bilinci ve Birlik …03.04.2026
-
3 Nisan 2026 Ankara Cuma Namazı Saati ve Kılınışı Deta…03.04.2026
-
Kayseri'de Ezan Vakitleri ve Kent Yaşamına Etkileri Me…03.04.2026
-
AÖF Sınav Giriş Belgeleri Erişime Açıldı: 2026 Vize Ta…03.04.2026
-
Bakanlık Sahte Gıdaları İfşa Etti: Eker Peynir Dahil B…03.04.2026
-
Leyla The Band, 13 Yıl Aranın Ardından Sahnelere Geri …03.04.2026
- Tahir Musa Ceylan 534
- Abdülkâdir Geylânî 488
- Yalçın Küçük 436
- Recep Tayyip Erdoğan 253
- Adolf Hitler 252
- Schopenhauer 200
- Johann Wolfgang von Goethe 197
- Haruki Murakami 191
Liste
#insan doğası
Bu dünyada hiyerarşileri seven, insanları olması gereken yerde tutmayı seven, yasaların yaptırım gücünü seven insanlar var ve bu insanların mesela şempanzelerle birçok ortak noktası var. Bir de bu dünyada yoksula veren, mazluma el uzatan, iyi olmaları gerektiğini hisseden insanlar var, işte bu insanlarda da bir bonobo tarafı var. Toplumlarımız işte bu ikisi arasında yapılanmış.
Başkalarının talihlerinden veya talihsizliklerinden geçimini sağlayan insanlar parazitlerdir.
Kıskançlığımız, kıskandığımız kişilerin mutluluğundan daha uzun ömürlüdür.
Bizi takdir edenleri her zaman severiz ama takdir ettiklerimizi her zaman sevmeyebiliriz.
İnsanın yaradılışı öç almaya çok yatkın olmakla birlikte, yasaların kökten söküp atmaları gereken vahşi bir adalettir öç; ilk işlenen haksızlık, yasalara bir karşı gelmedir ama bu haksızlığın öcünü almaya kalkışmak da yasayı hiçe saymaktır.
Yasak kavramının insanı dürtüklediği kesin. "Çimlere Basmayınız" yazısı on kişiden dokuzunda çimlere basma arzusu uyandırır. Bu arzunun uyanmadığı onuncu kişi, okuma yazma bilmemektedir.
Yaşamın durmak bilmez çeşitliliği karşısında hem büyüleniyordum hem de tiksiniyordum.
Çağlar boyunca insanların benimsediği batıl inançların yarattığı korkular da bu kişilerin başına musallat olur.
İnsan, kendin hayvandan ayırmak için her zaman ve öncelikle zekâsıyla övündü mesela. Ya da “İnsan gülen hayvandır” diyerek kendisine çok özel ve naif payeler atfetti. Oysa insanı hayvandan farklı kılan hiç de bunlar değildi. İnsan ne kadar böbürlenirse böbürlensin, gülmeyi becermek ya da zekâsı onu özel kılmadı. Çünkü zekâsını türünü geliştirmeye değil, köleleştirmeye adadı. O yüzden dünya nüfusunun toplamıyla kıyaslandığında binde bir bile etmeyen küçücük bir kesim, dünyanın bütün zenginliklerinin yarısından fazlasını elinde tutarken, diğer binde 999, bir avuç efendiye kulluk etme yarışındalar. Ve kesin olarak bu nedenle de insanın yüzündeki gülüş farkına varsa da varmasa da yaşadığı her yüzyıl biraz daha tükendi ve o kadar büyük bir acı ve mutsuzluk ördü ki çevresine, her neslin bir sonrakine devretmek için elinde sadece hüzün kaldı.
Cebini doldurma düşüncesinin insan doğasına çok çekici geldiğinde kuşku olamaz.
İnsanda ve dünyada özgün olan potansiyeldir, beklemektir, hüsrana uğrama korkusuyla yaşamak, başarma umuduyla yaşamaktır.
Sevginin yalnızca ayrıcalıklı bireysel değil de sosyal bir olgu olarak gerçekleşebilirliğine inanmak, insanın doğasını bilerek temellendirilmiş ussal bir inançtır.
İnsanın varoluş sorununun en sağlıklı ve doyumcul yanıtı sevgidir, dolayısıyla sevginin gelişimine yer vermeyen bir toplum gelecekte insan doğasının bu temel gereksinimini gözden kaçırdığı için yok olacaktır.