Ayrıca, burada, domuzlara da, eşeklere de çakallara da laf edenleri kınıyorum. Çakallar ihtiyacını yer, çakal olmayan insanlar, çakallara benzemeyenler ihtiyacından fazlasını yer. Onların kim olduğunu biliyoruz.
- Henüz kategori yok.
-
Diyarbakır'da Kürt Dilinde Standardizasyon İçin Yeni Y…20.05.2026
-
Balıkesir'de 4 Günlük Sağanak Alarmı: Sıcaklıklar Anid…20.05.2026
-
Ismail Saibari Eredivisie'nin En İyi Oyuncusu Seçildi,…20.05.2026
-
Polonya Voleybol Milli Takımı, Avrupa Şampiyonası Önce…19.05.2026
-
CHP'deki İç Tartışmalar, Özgür Özel Liderliği ve Medya…19.05.2026
-
Cumhurbaşkanı Kararıyla Çok Sayıda Kamu Taşınmazı ve B…19.05.2026
-
18 Mayıs 2026 Çılgın Sayısal Loto Çekilişi: Rekor İkra…19.05.2026
-
2026 Kurban Bayramı Öncesi Emekli Maaş ve İkramiye Öde…19.05.2026
-
Giresun'da Şaşırtan Görüntüler: Tünelde Ayı Koşusu ve …19.05.2026
-
Hurghada-Münih Uçağı Belgrad'a Acil İniş Yaptı: Kabind…19.05.2026
- Tahir Musa Ceylan 534
- Abdülkâdir Geylânî 488
- Yalçın Küçük 436
- Recep Tayyip Erdoğan 253
- Adolf Hitler 252
- Schopenhauer 200
- Johann Wolfgang von Goethe 197
- Haruki Murakami 191
Liste
Melda Onur
Efendim ‘köpekler gibi’. Köpekler kendi kendilerine dövüşmezler, köpekleri insanlar dövüştürür, burada sizi kim dövüştürüyor? Çakallar, sırtlanlar, bunların ekolojik dengede bir rolleri vardır, bunların her biri o sistemden beslenirler. Hiçbir hayvan, ne çakal ne sırtlan, ihtiyacından fazlasını yemez bazıları gibi beyler.
Milletvekili olduğumda eski dönem vekillerden bir büyüğüm, “hayvanlarla uğraşıp kendini hafife aldırma” demişti. Mesele katır ya da köpek meselesi değildir sadece. Bu bir hayata bakış, tüm yaşam hakları arasında ayrım gözetmeden, hepsini aynı anda, öncelemeden ciddiyetle savunma inancıdır. Bu başkalarının bakmadığı, kıyıda köşede kalmış mağduriyetleri bulup çıkarmak ve birlikte çözüm kervanına atmaktır.
Yiyenlere asla bir sözüm yok ancak canlı her varlığı yerken her zaman bir rahatsızlık duyuyordum. Artık kuzuların, danaların, balıkların gözlerine daha rahat bakabileceğim. Bu konuda en zoru Karadeniz’e ve Güneydoğu’ya gitmek. Karadeniz’de ‘Balık yemiyorum’ dediğimde ‘Hamsi getirelim’ diyorlar. Güneydoğu’da ise ‘Et yemiyorum’ dediğimde ‘Öyleyse lahmacun hazırlatalım vekilimize’ karşılığını veriyorlar. Siyasetçi olarak zor bir durum, insanlar pek anlayamıyor. En güzeli sessiz kalmak, ortaya getirilenleri reddetmeyip kendine uygun olanı yemek. Bazen arada kaçıyor tabii, çorbada, pilavda et suyu var mı diye sorgulamak zor. Henüz yolun başındayım lakin ‘vejetaryenim’ dediğimde ‘Balık yiyelim o zaman’ önerisi gelmesine de alışmalıyım. Oysa o da canlı. Tabii vejetaryenleri alaya almak isteyenler ‘Bitki de canlı, ona da yazık’ derler.