Babasını, canını kaybetmiş bir adamın o halinin fotoğrafını çekmek için camiye gelip fırsat kollayan kadının elindeki telefona müdahale ettim. Cenazelere gidip artistlerle fotoğraf çekmeye çalışan saygısız insanlar! Hadi ölüye ve ailesine saygınız yok, Allah'tan utanın... Kadın kalabalığı yarıyor ve cenaze sahibi acıdan perişan, burnuna teli sokuyor... İşte o an mantığımı kontrol edemem ben! Elinden telefonu alırım. İnsanların acılarına saygınız olsun...
- Henüz kategori yok.
-
NATO Zirvesi'nde VIP Konuklara Özel TOGG Limuzinler Ta…06.07.2026
-
Anthony Nwakaeme'den Trabzonspor'a Vefa Dersi: Süper L…06.07.2026
-
2026 KPSS Lise, Ön Lisans ve Lisans Başvuru ile Sınav …06.07.2026
-
Erling Haaland'ın Rekor Performansı, Sergen Yalçın'ın …06.07.2026
-
Öğle Namazı: İslam'da Gün Ortası İbadetinin Önemi06.07.2026
-
MEB'den LGS Tercihleri ve Okul Araştırması İçin Yenili…06.07.2026
-
İzmir Belediyeleri Dev Taşınmaz Satışlarını Sürdürüyor…06.07.2026
-
Bankaların Güncel Vadeli Mevduat Faiz Oranları: Yatırı…06.07.2026
-
Dünya Kupası'nda Siyasi Müdahale Krizi: Balogun Kararı…06.07.2026
-
Jordan Henderson Dünya Kupası Kutlamasında Ciddi Bilek…06.07.2026
- Tahir Musa Ceylan 534
- Abdülkâdir Geylânî 488
- Yalçın Küçük 436
- Recep Tayyip Erdoğan 253
- Adolf Hitler 252
- Schopenhauer 200
- Johann Wolfgang von Goethe 197
- Haruki Murakami 191
Liste
Toplum Eleştirisi
Eğer din üzerine boşa harcanan tüm enerji ve zenginlik—tüm çeşitli biçimlerinde—hayatı ve sorunlarını anlamak için harcanmışsa, bugün neredeyse Ütopya gibi görünen koşullar altında yaşıyor olurduk.
Bir hastaneye ihtiyaç duyulduğunda bir kilise inşa etmek, hastanın kavrulmuş dudaklarından rahatlama fincanını ve acı çeken merhametli yardım elini almaktır.
Maddi olarak ilerlediğimiz kadar zihinsel olarak ilerici olsaydık, mevcut yaşam koşulları üzerinde ne kadar harika ve muhteşem bir gelişme olurdu!
Bir okul evine ihtiyaç duyulduğunda bir kilise inşa etmek, eğitim üzerine bir hırsızlık yapmaktır.
Zihin genelde kişiliğin atılmış, kullanılmadığından ötürü küflenmiş, durur. Dışarıdan hazır alıp üstünde hiç kafa yormadığı, kendi akıl makinesinin üretmediği formüllerle yaşar.
Yoksulluk ne malın mülkün az oluşu, ne de sadece amaçlarla araçlar arsındaki bir ilişkidir; yoksulluk her şeyden önce insanlar arasındaki bir ilişki biçimidir. Toplumsal bir statüdür. Ve bu haliyle de, uygarlığın bir icadıdır.
Uzmanlaşma bireyi böler ve daraltır, hiyerarşiyi işin içine sokar, bağımlılık yaratır ve özerkliğe karşı çalışır. Aynı zamanda endüstriyelciliği harekete geçirir ve böylece doğrudan doğruya eko-krize yol açar.
Sözde Batı'nın zafer kazandığı bir çağda, bu kadar insan neden kendisini böylesine berbat, yapayalnız, terk edilmiş hissediyor?
İnsanlar bir zamanlar kendi hazlarını yaratabileceğine inanıyordu; şimdi onların bedelini ödemesi gerektiğine inanıyor. Sanki çiçekler artık tarlada ve bahçede değil de; sadece çiçekçi dükkanlarında yetişiyormuş gibi.
Bir ulus her zaman büyük şehirlerinde çürümeye başlar, aslında belki de her zaman orada çürür.
Yeryüzünde unutulmayan tek acı para kaybıdır; öteki acılar zamanla yatışırken bu acı giderek artar.
Toplumun ileri gelenleri, her günün belli saatinde kilise dedikleri tapınakta bir araya gelirler. Yüzlerini kürsüdeki diz çöken krala dönüp papaza ve kutsal emanetlere sırtlarını vererek sunak önünde geniş bir çember oluştururlar. Kralın burada uyguladığı hiyerarşi gözden kaçacak gibi değil. Kral, Tanrı'ya tapınırken halk da krala tapınıyor.
İnsanlar kendileri için kurallar, yasalar koyuyorlar, sonra da bunların esiri olup mutsuz oluyorlar.