#medeniyet

Göçebelerin üzerinde yaşadıkları sınırlı bir hayat alanları vardır. Yalnız bunlar be­lirli bir yerde oturup çiftçilik yapmaz. Sü­rülerinden elde ettikleri ürünle geçinirler ve bu sürüyü otlatmak için kendi topraklarında dolaşırlar. Bunun sebebi de topraklarının bir yerde devamlı oturmalarına im­kan vermeyecek kadar verimsiz oluşudur. Fakat asıl sebep bir devrin veya bir milletin tek tük medeniyetiyle hayat alanının tabi fakirliği arasındaki dengesizliktir.

Ortadoğu ve dünyadaki büyük savaşlar, Doğululaşmaktan daha çok Batılılaşmaya verilen önem ve ağırlıktan kaynaklanıyor. Ortadoğu'da son iki yüzyılda, iki medeniyet her alanda kıran kırana savaşıyor. Seküler Batı medeniyeti, bir gül bahçesine düşen göktaşı gibi, kutsal kaynaklara dayanan Doğu medeniyetinin bütün değerlerini yerle bir etti.

“Bizim medeniyetimiz ümitsizlik medeniyeti değildir” diyen Osmanlı insanı, akıl gücüyle dünyayı kazanırken, gönül gücüyle insanları kazanmıştır. Ümitsizliği inançsızlık olarak gören Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasında, kim insanları severse, insanlar tarafından daha çok sevilir, kim insanlara kazandırırsa, kendisi daha çok kazanır. Onun medeniyetinde, kimse alnının terinin karşılığından fazlasına özenmez.

Avcı-toplayıcı yaşamın kısıtlamaları insanı üç milyon yıl boyunca kontrol altında tuttu. Tarım gelince bu kısıtlamalar yok oldu ve insan bir meteor hızıyla yükseldi. Yerleşik hayat iş bölümünü doğurdu. İş bölümü teknolojiyi. Teknolojiyle birlikte alışveriş ve ticaret geldi. Alışveriş ve ticaretle matematik, edebiyat, bilim ve diğerleri. Hepsinin nihai amacıysa, insanın Dünya'yı fethedip tek hakimi olmasıydı, ki bunu da gerçekleştirdi - hemen hemen. Tam olarak başaramadı, bu da kendisinin sonunu getirecek gibi görünüyor. Çünkü insanlığın Dünya'yı fethi bizzat Dünya'yı mahvetti. Ve edindiğimiz tüm üstün yeteneklere rağmen Dünya'nın mahvoluşunu durduracak beceriye sahip değiliz, ya da neden olduğumuz zararları onarma yetisine. Dünya dipsiz bir kuyuymuşçasına zehrimizi boşalttık ona ve halen de devam ediyoruz. Yeniden üretilemeyen kaynakları asla tükenmeyeceklermiş gibi harcadık, hala da harcıyoruz. Dünya'nın bu istismara bir yüzyıl daha dayanabilmesi tahayyül bile edilemez. Ama kimsenin bir şey yaptığı yok. Tüm problemleri çocuklarımıza ve torunlarımıza miras bırakmaktan başka.

Liste
Yükleniyor…