#eleştiri

Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur veya şehirlerini şekilsiz gökdelenlerle doldurup oraları “modernize” ederek yaşanmaz hale getirir ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir ve ortalama kültür düzeyi ya bir Afganistan ya da bir Orta Afrika kabilesi kadardır.

Bir sürü mucize var dünyada ve hepsi de uydurma ama insanlar bunlara inanıyor. Özellikle din öğretisini insanlar çok erken yaşta aldıysa ve hatta bu bir travmayla beraberse ondan kurtulamıyorlar. Öyle ki insanlığın icat ettiği en zararlı şey dindir; tarih boyunca en çok kan dökmüş ve kültür zenginliklerini ortadan kaldırmış en yaygın kurumlar dini kurumlardır.

Kuşku yok ki çağımızın kimi alışkanlıkları sonraki kuşaklar tarafından barbarca tavırlar olarak görülecek. Torunlarımız, küçük çocukların, hatta bebeklerin anne-babalarıyla değil yalnız başlarına uyumalarında ısrar ettiğimiz; halktan onay alma ya da yüksek siyasi konuma gelebilme uğruna milliyetçi tutkuları alevlendirdiğimiz; rüşvet ve değer yitimine yaşam şekilleri olarak göz yumduğumuz; hayvan beslediğimiz; hayvanları yiyip şempanzeleri hapsettiğimiz; yetişkinlerin rahatlatıcı ilaç kullanımını suç saydığımız; çocuklarımızın cahil yetişmesine izin verdiğimiz için bizden nefret edebilirler.

Büyük yıldızlar artık dünyada yok. Luis Figo diyorsun, iyi bir oyuncu, ama süper değil. Bir Pele, bir Maradona değil. Zidane diyorsun, standart bir futbolcu. Uzun topu iyi atıyor, ama medyanın doldurması. Baros iyi futbolcu ama yetenekleri sınırlı. Futbolcular zaten yorucu lig maratonlarından çıktığı ve doygunluğa ulaştığı için kendilerini zorlamıyor, fazla da riske girmiyor.

Televizyon bir şamardır. Hem de kendi hanemizde kendi elimizle suratımıza inen büyük bir şamar. Bize neler yasak, şunlar bunlar. İşte bu yasakları, bu haramları televizyonun bizim hanemizin içine kadar getirir her çeşidini, barını, umumhanesini, meyhanesini ve biz oturur Müslümanlığımızla, karımız kızımızla onu seyrederiz; ve sonra deriz ki, nasıl oluyor da mukaddesatımız elden giderken, bize vururlarken ses etmez, vurana vurmayız. Düşünün bakalım televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir Müslümanda değil cihat etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır?

Devrimden sonra anaokulunun nasıl olacağı konusunda yaşanan bir ayrılığın ciddiyeti olabilir mi?! Bu hale getirmiştik ince ince kıyarak... Tamam o Sovyet-Çin-Arnavutluk kutuplaşmasının getirdiği bir nesnellik vardı. Ama hem Sovyetleri savunup kendi arasında bölünen çoktu, hem Çin’i savunup kendi arasında bölünen çoktu, hem de Arnavutluk’u savunup kendi arasında bölünen çoktu. Yani aramızdaki ayrılıklar bir kere sınıfsal değildi. Mesela şu doğru değil: 'her ayrılık sınıfsal bir temele dayanır.' 60 tane sınıf yok ki! ama 60 tane örgüt vardı! Aynı miras üzerinden kavgaya tutuşursanız, miras kavgasının sonucunda cinayet olur! Bir müddet sonra cinayetler başladı.

Liste
Yükleniyor…