İnançlara saygıyı” ben savunmadım. Savunmam da. ‘İnsana saygıyı' savunurum. Bunun doğal ve mantiki uzantısı olarak, özgürlüğü savunurum. İstediğine inanma ve istediğin gibi olma özgürlüğünü savunurum. Hata yapma özgürlüğünü savunurum. Saçmalama özgürlüğünü savunurum. Bunu kusmaya çalışan kim olursa olsun karşı çıkarım. Eğer devletse, meşruiyetini kaybetmiş bir şer örgütü olduğuna düşünürüm. Ama batıl inanca, yanlış düşünceye neden saygı duyayım ki?
- Henüz kategori yok.
-
Ortadoğu'daki Çatışmasızlık İyimserliği Piyasaları Hız…02.04.2026
-
Ortadoğu'daki İran Savaşı ABD'nin Küresel Dengesini ve…02.04.2026
-
Kapadokya Tanıtım Serisinde Yeni Dönem: Go Türkiye, Ün…02.04.2026
-
Hapoel Tel Aviv'e EuroLeague'den Ağır Ceza: Playoff Ya…02.04.2026
-
Bitcoin Piyasasında Karışık Sinyaller: Yükseliş Umutla…02.04.2026
-
Ramazan Tetik'in Vefatı Derin Üzüntü Yarattı: Sanat Dü…01.04.2026
-
Marmaray'da Katener Arızası: Seferler Tek Hattan Yapıl…01.04.2026
-
Erzincan'da Yüzeye Yakın 2.8 Büyüklüğünde Deprem: Can …01.04.2026
-
Kandilli Rasathanesi'nin 115 Yıllık İklim Hafızası Yap…01.04.2026
-
1 Nisan 2026 Akaryakıt Zamları: Motorin Fiyatları Yüks…01.04.2026
- Tahir Musa Ceylan 534
- Abdülkâdir Geylânî 488
- Yalçın Küçük 436
- Recep Tayyip Erdoğan 253
- Adolf Hitler 252
- Schopenhauer 200
- Johann Wolfgang von Goethe 197
- Haruki Murakami 191
Liste
#devlet eleştirisi
Bir zamanlar dünyanın en güzel kasaba ve kentlerinden yüzlercesine sahip bir ülkeydi burası. Hepsi bir örnek ucuz, sefil, zevksiz, sağlıksız, kişiliksiz apartman yığışmaları diyarına çeviren kimdir, bir düşünün. Kaçak yapılaşma mıdır? Yoksa ‘kafana göre ev yapamazsın, ne yapacağına Devlet karar verir’ diyen, memleket çapında örgütlenmiş imar çeteleri mi?
Bizim akrabalarımızla aramıza yapay sınırlar çekenler bizi burada açlığa yoksulluğa mahkûm edenler, bizi burada sınır ticaretine mecbur edenler yetmiyormuş gibi, savaş uçaklarıyla çocuklarımızı parçalayacaklar, arkasından bize hakaretler edecekler. "Tazminatı ödedik, daha ne istiyorsunuz?" diyecekler. Bunların hepsi onların burnundan fitil fitil gelecek. Sanmasınlar ki Pensilvanya'daki hocalarının dualarıdır. Bu, anaların beddualarıdır, âhıdır.
Sivil savunma hizmetlerimiz aksamıştır. Kurtarma işlerimiz yetersiz kalmıştır. Müteahhitlerimiz malzemeden çalmıştır. İmar düzenimiz laçkadır. Hepsinde gerçek payı var. (...) Nasıl ki sevgi paylaştıkça çoğalırsa, acılar da paylaştıkça azalır.
Türkiye korkak bir devlettir. Türk siyasetçisi, medyası ve iş adamı korkaktır. Bu işte güç önemlidir.
Cumhuriyet mutlak monarşiden başka bir şey değildir. Çünkü monarkın bir kral ya da halkın kendisi olması hiç fark etmez, çünkü her ikisi de “iktidarı” elinde tutan bir kurumdur.
Gizli oy gizli bir hükümet kurar; ve gizli bir hükümet, gizli bir soyguncular ve katiller çetesidir.
Hükümetler, kişiler ve mülkler üzerinde daha fazla suç işler ve onların güvensizliğine, tüm suçluların toplamından daha fazla katkıda bulunur.
PKK gibi kurulduğunda Marxist olan ve şimdi de oldukça laik olan bir örgütün, Güneydoğu gibi Türkiye’nin en muhafazakâr bölgelerinden birinde bu derece destek bulabilmesi için Türkiye devletinin bir şeyleri çok yanlış yapıyor olması gerek.
Benim sorguladığım adamlarla aramda duygusal bağ vardır. Onlara ağabey gibi olurum. İyi davranırım ve bana her şeyi anlatırlar. Kayıtsız şartsız bana bağlanırlar. Sonra elimizden alınıp cezaevlerine gönderiliyorlar, orada "terörist, köpek" gibi sözlerle karşılaşıp korkutuluyorlar. Bu sefer bir şeyler saklamaya başlıyorlar.
Çocukluğumuzdan bu yana kutsal, dokunulmaz, eleştirilemez ve koşulsuz biat edilmesi gereken bir varlıkmış gibi öğretilen ama büyüdükçe hiç de öyle olmadığını gördüğümüz devlete de ordusuna da verecek ne canım ne de zamanım var.
Bir “savaş” vereceksem o da hayvanları ve doğayı daha çok özgürlüğe, kurtuluşa yaklaştırmak için olabilir, bu mücadelede yaşama düşman olan devlet de ordu da benim tarafımda yer almıyor.
Kısacası, devlete diyeceğim odur ki: Zorlamayın, dayatmayın! Çünkü zorla insan ikna edilmez! Düşün insanların da hayvanların da doğanın da yakasından.