Otuz yaşıma gelene kadar öyle olmayan yaratıklara eşitmişim gibi davranmaktan bıkıp usandım. Bir kedi genç olduğu sürece kâğıt toplarla oynar, çünkü onların canlı ve kendine benzer bir şey olarak görür. İnsan denen iki ayaklı hayvanlar da benim için aynı şeyi ifade ediyor.
- Henüz kategori yok.
-
2 Nisan Burç Yorumları: Yıldızlar Sağlık, Aşk ve Kariy…02.04.2026
-
Ortadoğu'daki Çatışmasızlık İyimserliği Piyasaları Hız…02.04.2026
-
Ortadoğu'daki İran Savaşı ABD'nin Küresel Dengesini ve…02.04.2026
-
Kapadokya Tanıtım Serisinde Yeni Dönem: Go Türkiye, Ün…02.04.2026
-
Hapoel Tel Aviv'e EuroLeague'den Ağır Ceza: Playoff Ya…02.04.2026
-
Bitcoin Piyasasında Karışık Sinyaller: Yükseliş Umutla…02.04.2026
-
Ramazan Tetik'in Vefatı Derin Üzüntü Yarattı: Sanat Dü…01.04.2026
-
Marmaray'da Katener Arızası: Seferler Tek Hattan Yapıl…01.04.2026
-
Erzincan'da Yüzeye Yakın 2.8 Büyüklüğünde Deprem: Can …01.04.2026
-
Kandilli Rasathanesi'nin 115 Yıllık İklim Hafızası Yap…01.04.2026
- Tahir Musa Ceylan 534
- Abdülkâdir Geylânî 488
- Yalçın Küçük 436
- Recep Tayyip Erdoğan 253
- Adolf Hitler 252
- Schopenhauer 200
- Johann Wolfgang von Goethe 197
- Haruki Murakami 191
Liste
Benzer Sözler
Cimri insanları hiç sevmem. Onların topluma faydası olmaz. Yaprağı olmayan ağaç gibiler.
Düşünebilen herkesin insan olması, insan olan herkesin düşünebildiği manasına gelmiyor ne yazık ki.
İstediğimizi bulabilmek için, başka yaratılışta olmamız icap ederdi. Bu dünya yalnız, edepsizlerin, rezillerin, alt seviyeli insanların dünyasıymış meğer.
Evet, kitap okurum ama tek bir amaç için: insandan nasıl nefret edileceğini öğrenmek ve onu hor görmek.
Önce ekmekler mi bozuldu bilmem ama, sonra balkonların bozulduğu kesin. Gelişen Türkiye'nin insanları balkonu anlamadı. Onu salona, yatak ya da oturma odasına dahil ederken metrekare kazandığına sevindi de, her evden bir düş odası eksildiğini, yeryüzünde Christian Hunziker türünde adamların bir lunapark büyüsü yarattığını fark etmedi, bilmek istemedi.
Boş ver, diyorum. Çekemezsek çekemeyiz. Bu toplum bu öyküye layık değilmiş diye avuturuz kendimizi.
Ortaçağ'da insan, doğayı etkileyemediği ve kontrol edemediği için kendine güvenden yoksundu. Bitkisel bir yaratıktı. Tekelsi düzende ise insan, toplumu etkileyemediği ve kontrol edemediği için kendisine güven duyamıyor. İnsanı insan yapan nehrin akışını değiştirmektir; bunun için çaba ve ortak çaba gerekiyor. Ortak çaba başarıya ulaştığı ölçüde insan yükseliyor.
Toplum; devrimcilere, akıllı ve inatçı şizofrenler olarak bakıyor. Hep hapse koyuyor ve fırsat buldukça başlarını vücutlarından ayırıyor.
Nietzsche, ilerleme’ye ve dolayısıyla insan’a inanmıyor. Tekellerin egemenlik kurmaya başladığı bir dönemde yaşıyor; tekellerin bireyleri sürüye çevirmeye başladığını görüyor. Bu görgü ve hastalıklı bir yapıyla, tekellere cephe almak yerine sürüye dönüşen kütlelere cephe almaya kalkıyor, sıradan insandan tiksinmeye başlıyor.
Mizahı kurumuş bir toplum aptallaşmaya mahkumdur. Aptallar mizah yapamazlar. Mizah yapmayanlar aptallaşırlar. Bu arada eklemek gerekiyor, solcu olamazlar.