Allah hiç kimseyi özgüvenli cahillerle, görgüsüz zenginlerle, şımartılmış aptallarla, çocuk kafalı yetişkinlerle muhatap etmesin.
- Henüz kategori yok.
-
Endonezya'da 7.4 Büyüklüğünde Deprem: Tsunami Uyarısı …02.04.2026
-
DNA Kanıtıyla Çözüldü: Ted Bundy, 51 Yıllık Cinayet Do…02.04.2026
-
Mart Ayı Enflasyon Beklentileri ve Kritik Açıklanma Ta…02.04.2026
-
Bodrum Masalı'nın Yıldızı Serel Yereli, Londra'da Sade…02.04.2026
-
TCMB Güncel Döviz Kurları: 1 Nisan 2026 Tarihli Veriler02.04.2026
-
Mart 2026 Enflasyon Verileri Açıklanıyor: Memur, Emekl…02.04.2026
-
A101 2 Nisan 2026 Aktüel Kataloğu: Teknolojiden Ev Yaş…02.04.2026
-
Türkiye 2026 FIFA Dünya Kupası'na Katılmaya Hak Kazand…02.04.2026
-
2 Nisan Burç Yorumları: Yıldızlar Sağlık, Aşk ve Kariy…02.04.2026
-
Ortadoğu'daki Çatışmasızlık İyimserliği Piyasaları Hız…02.04.2026
- Tahir Musa Ceylan 534
- Abdülkâdir Geylânî 488
- Yalçın Küçük 436
- Recep Tayyip Erdoğan 253
- Adolf Hitler 252
- Schopenhauer 200
- Johann Wolfgang von Goethe 197
- Haruki Murakami 191
Liste
Felsefe ve Toplum
"Her nefis ölümü tadacaktır." ayeti bankalara ve makam koltuklarına yazılmalı. Tabutlara, mezarlıklara değil.
Aydın denebilecek kişinin en başta gelen özelliği, hangi şartlarda olursa olsun gerici akım ve kişilerle işbirliği yapmayı asla kabul etmemesidir. Hem gericiliğe hem de çağdaşlığa hizmet edilemez.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. Evrensel kültürün sanat ve düşün rüzgârları ile Türkiye er geç çağdaş uygarlığa demir atacak.
Türkler ne Müslümanlığı, ne milliyetçiliği, ne liberalizmi, ne de sosyalizmi icat ettiler. Bunların hepsi de dışarıdan geldi. Sadece Türkiye’yi incelemek bize Türkiye gerçeğini öğretmez, daha da kötüsü Türkiye dışına kuşkuyla, kaygıyla bakmamıza yol açar. Yapılacak şey Batı’dan ‘felsefe’ ithal etmek değildir, hayali bir ‘Doğu-Batı sentezi’ peşinde koşmak hiç değildir. Yapılacak şey, günümüzde ‘Batı’ adı altında toplanan çelişkiler yumağına bilimsel ve eleştirel yöntemle yaklaşmak, Türkiye’yi bu büyük resim içinde kavramak ve uygarlık kavgamızı da halk güçleriyle, fakat küresel dayanışma olanaklarını da ihmal etmeden yürütmektedir. Ben, bilimsel çalışmaları da bu kavganın bir parçası, hem de önemli bir parçası olarak görüyorum ve tarih, toplum bilimleri ve felsefe alanındaki çalışmalarımda, kendi olanaklarım dâhilinde, bu kavgaya katkıda bulunmaya çalıştım.
Yalancı değil gerçek filozoflar, şehir şehir dolaşarak, bu geçici dünya insanlarının yaşayışını yükseklerden seyrettikleri zaman, bilgisiz halkın gözünde başka kalıplara girerler. Bazılarınca bir değerleri yoktur. Bazılarına göre de bir dünyaya bedeldirler. Onlara bazen sofist, bazen de devlet adamı derler; kimi zamanlarda da birçoklarına bütün bütüne deli görünürler.
Batıda hükümet sansürü yerine seviye sansürü vardır. Bu seviyenin olmadığı memleketlerde kanun düşünceyi hudutlandırır. Düşünce hürriyeti isteyenler daha evvel düşünce seviyesinin yükselmesine hizmet etmelidirler.
Bir filozofun fikirlerinin sıradan insanların yargısına tabi olmadığının farkındayım, çünkü onun çabası, her şeyde gerçeği arama çabasıdır.
Bütün topluluklar kendi içerisinde bir hıpnoz halinde, sürü halide yaşıyorlar. Çünkü; İnsan demek? Kendi sürüsü içerisinde yaşayana denemez. İnsan öteki sürüyle diyalog kurana ‘insan’ denir.
Apaçık yanlış şeylere tartışmasız inanmak, insanlığın en ağır maliyet getiren budalalığıdır.
Özgürlükten bahseden bir çok insanla tanışıyoruz, ama çok azını hayatlarını esas olarak zincirler yapmaya adamamış görüyoruz.
Rıza ancak aksini tercih ettiğinizde ezilmeyeceğiniz, aç kalmayacağınız, dışlanmayacağınız, dövülmeyeceğiniz şartlar sağlandığında rızadır.
DAVACI şempanzeler bu mücadeleyi kazanır mı?
NhRP üyeleri şu cevabı veriyor:
"Önce bu işin felsefi alanında zafer kazanılacak.
Arkasından hukuk alanındaki zafer gelecek..."
Bu haberler beni çok umutlandırdı. Burjuvazisi korkak ve eyyamcı, aydını ürkek ve menfaatçi, vatandaşı kutuplaşmış Türkiye'de biz pısmış, sinmiş insanlar ne yazık ki insan hakları mücadelesini giderek kaybediyoruz.
Maymunlar "Görmedim, duymadım, söylemedim" dönemini kapatıyor.
Belki bir gün hayvanat bahçelerindeki şempanzeler, şebekler, bonobolar, filler, sokaklardaki kedi ve köpekler bu mücadeleyi kazanır...
Bakarsınız bir gün biz insanlar da üç maymunu oynamaktan vazgeçeriz...
Bakarsınız primatların kazandığı davalar, birer içtihat olur, bizler de maymun haklarından yararlanırız.
Böylece insanın maymundan geldiği tezi, kesinlikle doğrulanmış olur...
Platon, 'felsefenin kaynağı şaşırmadır.' der. Günümüzde içinde yaşadığımız 'postmodern çağ'da, artık hiçbir söz, davranış ve herhangi başka bir şey insanları şaşırtmıyor. Şaşırma duygusunu yitiren insan, kolay kolay tepki de vermez. Öyleyse dünya insanlığı, şaşırma duygusu ile birlikte felsefesini yitirmiş demektir. Felsefesini yitirmiş bir toplum, yolunu ve hayatın anlamını da yitirmiş anlamına gelir.
Benim geçmişteki ve halen sürmekte olan en müthiş günahım geçerli görüşlere uymayan bir kişi olmaktır.
Bacon insanın “doğa üzerinde sahip olduğu hakları” kullanmasından söz ediyordu. Aristoteles “doğanın tüm hayvanları insan için yarattığını” söylüyordu. Immanuel Kant’a göre “insan olmasaydı, yaratılmış her şey yaban kalır, bir hiç olur”du. Çok uzak olmayan bir geçmişte doğayı “fethetmek”ten ve uzaya “hâkim olmak”tan söz ediliyordu; sanki doğa ve kozmos, haklarından gelinmesi gereken düşmanlarmış gibi. Din adamları topluluğu da bu konuda önemli bir rol oynadı. Batı dünyasının dinlerine göre, insanlar nasıl Tanrıya boyun eğmek zorundaysa, doğadaki başka her varlık da insana boyun eğmek zorundaydı. (...) Descartes ve Bacon dinden çok etkilenmişlerdi. “Doğaya karşı biz” düşüncesi dinsel geleneklerimizden bize miras kalmıştır. Tekvin’de Tanrı insanlara “her canlı varlık üzerinde egemenlik” tanımış ve “her canavar”ın bizden “korkması” ve karşımızda “huşu duyması” buyrulmuştur. İnsanoğlu doğaya “boyun eğdirmeye” teşvik edilir ve “boyun eğdirme” ifadesi askeri anlamlar ima eden İbranice bir sözcükten çevrilmiştir.
İnsanlar, yaşama ve çalışma şartlarının hakimi değil de tutsağı iseler, o toplumda özgürlük yok demektir. İnsan, yaşama ve çalışma şartlarına yön verecek ve hükmedecek kadar özgür olabilmelidir.