#eleştiri

Sevginin ne olduğunu anlıyorum ve bu bir daha asla Hıristiyan olamama nedenlerinden biri. Aşk kendini inkar değildir. Aşk kan ve ıstırap değildir. Aşk oğlunu kendi özelliğinizi yatıştırmak için öldürmüyor. Sevgi nefret ya da gazabı değildir, milyarlarca insanı eziyete boyun eğdirir, çünkü egonuzu kızdırırlar ya da kurallarına uymazlar. Sevgi itaat, uygunluk veya teslimiyet değildir. Otorite, ceza veya ödüle bağlı sahte bir aşktır. Gerçek aşk, sağlıklı, korkusuz bir insan tarafından özgürce verilen saygı ve hayranlık, merhamet ve nezakettir.

Eski Ahit'in Tanrısı tartışmasız tüm kurgunun en tatsız karakteridir: kıskanç ve onunla gurur duymak; küçük, adaletsiz, affetmez kontrol-ucube; kindar, kana susamış bir etnik temizleyici; Misoginistik, homofobik, ırkçı, infantisidal, soykırım, filicidal, haşere, megalomanyak, sadomazoşist, kaprisli olarak kötü niyetli kabadayı.

Türkçe'nin diğer bütün lehçelerinde mektep kelimesi kullanılıyor. Biz mektep kelimesini bıraktık, Fransızca'dan gelen ekol kelimesini kullanmaya başladık. Böyle çok sayıda kelime var. Türkçeleştirme adı altında müşterek kelimelerin birçoğunu ortadan kaldırıldı. Türkiye'de dil devrimi çok sert bir şekilde cereyan etti. Arap dünyasında, mesela Mısır'da da, İran'da da yine bizim dil devrimine benzeyen ama daha düşük yoğunluklu faaliyetler yapılmıştır. Mesela Mısır'da Türkçe kelimelerden Arapça'yı arındırmak için çalışmalar yapılmıştır. Bu sanki dışarıdan bir ortak aklın telkini gibi görünüyor. Müşterek kelimeleri mümkün olduğu kadar azaltmak isteniyor. Dolayısıyla bu Müslüman toplulukların ortak kelimelerini, ortak hafızasını mümkün olduğu kadar zayıflatmak isteniyor.

Avrupa Türkiye’ye karşı “ne içindesin sınırlarımın ne de dışında” siyaseti takip ediyor. Her Avrupalı olma hamlemiz, bir karşı saldırı ile püskürtülüyor. Son Avrupa sınırlarına dâhil edilme maceramız, 70 yıldır Avrupa Ortak Pazarı’ndan Avrupa Birliği’ne ayni minval üzre seyrediyor. Biz girmek için hamle üstüne hamle yapıyoruz, onlar almamak için her defasında yeni engeller çıkarıyor, mazeretler icat ediyor.

Gençlerimizi ne yapıp edip belli bir düzeye kavuşturmamız lazım. Ya burs alıyor borçlanıyor çıkar çıkmaz iş bulmadan borcunu öde diye bastırıyoruz çocuğa. Üniversiteye gelecek yurt meselesi. Yatacak yeri yok. Üniversitedeyken ben de yaşadım bu sorunu. Kaç yıl oldu hala bir şey değişmemiş. İki tane yurt yapmak... Saraylar yapıyoruz niye yurt yapmıyoruz ya?

Cumhuriyet’in nimetlerinden yararlanmamış, hayranı olduğu Osmanlı devletinde yaşamış olsaydı; Rize’den İstanbul’a göç eden basit, sıradan bir adamın oğlu olan RTE, olsa olsa bir nezarette (zamanın bakanlıklarından birinde) imam kültürlü, sırtında yarım yamalak duran Avrupa giysileriyle sıradan, bir kapıkulu... ...Kasımpaşa’dan Babıâli’ye yaya gidip gelen bir kâtip olabilirdi...

Liste
Yükleniyor…